Ses Terapisinde Mutlu Son

Ses Terapisinde Mutlu Son

Enstitü’müzde ses terapisi ile sağlığına kavuşan çok değerli bir danışanımızın satırları, bize azmi, umudu ve olumlu düşünceyle yoğurulmuş sıkı çalışmayı anlatıyor. 2016 martında ensitütümüze gelen Zeyneple çalışmalarımız, Ocak 2017 de sevinçli haberle sonlandı: 

 

DÜŞLER GERÇEĞE

Yazımın başlığını özellikle Müzik Enstitüsü’nün sloganı olarak seçtim çünkü, içerdiği anlamı bizzat deneyimledim. Şimdi anlatacaklarım size ne demek istediğimi gösterecektir.

Ben öğretmenim. Anlayacağınız, işimi sesimi kullanarak yapıyorum. Devlet okulunda çalışıyorum ve kalabalık sınıflarda ders anlatıyorum. E haliyle, sesimi yükseltmek zorunda kalıyorum ve bu da son derece yorucu ve yıpratıcı oluyor. İlk göreve başladığım zamanlarda daha da beterdi. Öğretmenliği yeni öğreniyordum. Bağırarak ders anlatmaya çalşıyordum. Çünkü sesimi başka şekilde duyuramıyordum. Uzun bir süre, bir gün gelip sesimi kullanamaz hale gelinceye kadar, günler haftalar boyunca işimi yapmaya çalıştım… Sesim zaman zaman kısılırdı, dinlenince düzelirdi; ama artık durum bunu da aşmıştı. Günler geçiyor, sesim bir türlü düzelmiyordu. Bu durum moralimi bozsa da ‘herhalde geçer’ düşüncesiyle çok da üzerine düşmüyordum.

Tiyatroyu çok severim. Bir gün, harekete geçmek istedim ve bir arkadaşımın tavsiyesiyle Çevre Tiyatrosu – Semaver Kumpanya’da kursa yazıldım. Orada şan dersi de alıyorduk. Çok değerli hocam Atilla Gündoğdu’yu orada tanıdım. Sesim bir türlü düzelmiyordu ve Atilla Hocam bunda bir gariplik olduğunu sezmişti. Mutlaka doktora gitmem gerekiyordu.

Doktora gittim. Ses tellerimde nodüller olduğunu ve nasırımsı yapıya ulaştıklarını, bunun da ancak ameliyatla geçebileceğini söyledi. Yıkılmıştım. Ne yapacağımı bilemez halde Atilla Hoca’ya durumu anlattım. Kesinlikle ameliyat olmamam gerektiğini, bu riskli ve zararlı olabileceğini söyledi ve beni kendi gittiği bir doktora – foniatriste –yönlendirdi. Foniatri uzmanı Prof. Dr. Kürşat YELKEN ile yollarımız böylece kesişti. Muayeneye umutsuz bir şekilde gitmiştim. Kontrol ettikten sonra bana, öncelikle ses terapisi denememi, iyileşme olursa devam etmemi; iyileşme olmazsa son çare olarak ameliyat olmamı söyledi. Ufak da olsa bu umut içime biraz su serpmişti.

Özel hastane ve klinikleri bilirsiniz. Tam bir para tuzağıdır! Söz konusu sağlık olduğu için katlanırsınız. Benim de durumum öyleydi. Ateş pahası ses terapisi seanslarına başlamıştım. Terapist bana birkaç egzersiz gösteriyor, benden de gün boyu bunları tekrarlamamı istiyordu. Ben bunları yaparken sesime daha çok zarar verebilirdim ama bu kimsenin umrunda değildi! Birkaç egzersiz önersin diye onca çaba harcamak saçma gelmeye başlamıştı. Orayı bıraktım. Bir yandan tiyatro kursum devam ediyordu. Sesimde hiçbir düzelme yoktu. Umutsuzluğun dibine vurduğum bir anda, Atilla Hocam bana kendi şan eğitmenini önerdi : “Bir de Filiz Hoca’ya git bakalım. Zamanında benim de olmuştu, o düzeltti. Ama ne derse harfiyen yerine getireceksin.”. Geçmesi için ne gerekirse yapardım!

Son umudumun telefonunu aradığımda, sesindeki pozitif enerji ve sıcaklık bana huzur vermişti. Pek kıymetli hocam Filiz ÖZAY ile böylelikle tanışmıştım. Müzik Enstitüsü, Caddebostan’da bir yer; ben ise Okmeydanı’nda oturuyorum. İşten çıkıp üç araç değiştirerek yorgun argın kurtarıcımın yanına gittim. Beni çok sıcak karşıladı. Sesime, bedenime ve ruhuma çok iyi gelen bir meditasyon ve ses egzersizleri yaptık birlikte. Tüm yorgunluğumu bana unutturdu. Ses egzersizlerini kendi başıma yapmam çok sakıncalıymış. Bu yüzden önce kendi yapıyor, sonrasında piyanoyla yönlendirerek benim de tekrar etmemi istiyordu. Önceleri ses çıkarmak çok güçtü. Hırıltılı, tuhaf, çirkin sesler çıkarıyordum. Hocam buna hiç aldırmıyor, beni hep cesaretlendirici sözlerle destekliyordu. Kısa zamanda ona çok alışmıştım. O uzun yola hiç aldırmadan, derslerimizi aksatmamaya çalışarak devam ediyordum. Sesimi asla yormamam gerekiyordu. Bir müddet alkol yoktu. Sigara dumanı kesinlikle yasaktı. Bunlar, tiyatro kursunu ve gece dışarı çıkmayı bırakmam anlamına geliyordu. Öyle de yaptım. Tiyatro kursunu bırakırken çok canım acımıştı. Güzel günler umuduyla bu fedakarlığı yapmalıydım. Üstelik mesleğim de iyileşmemi zorlaştırıyordu. Kabuk olan yarayı sürekli kanatmak gibi zorlu bir süreç yaşıyordum ama Filiz Hocam’ın o destekleyici tavrı ve sıcacık gülüşü hep benimleydi ve bana güç veriyordu.

Böylece 3 – 4 ay geçti. Haftada iki kere çalışıyorduk. Hocam artık bir gelişme olup olmadığını öğrenmenin vakti geldiğini söyledi. Hemen Kürşat Bey’e muayeneye gittim. İlk kontroldeki videomla bu seferkini karşılaştırmasını istedim. Çok heyecanlıydım, olumsuz bir şey duymaktan çok korkuyordum. Kontrolü yaptıktan sonra şöyle dedi : “Nodülleriniz hala orada duruyor, ama…” O, duyduğum en güzel ‘ama’ydı. “Ama küçülmüşler. Ne yapıyorsanız aynen devam edin.”. İşte bu harikaydı! Onca emek, fedakarlıklar,yorgun argın akşam ders çıkışı yollara düşmelerim boşa gitmemişti! Çalışmalara daha da sarıldık. Motivasyonum artmıştı. O, yıkık yenik Zeynep yoktu artık. Filiz Hocanın evde yapmamı istediği şeyler aksatmadan uyguluyordum . Bu süreçte sesim daha parlak çıkmaya başlamıştı. Hırıltılar yok oluyordu. Akşam okul çıkışlarımda artık eskisi gibi sesim bitik olmuyordu.Tabii bir yandan mevsimsel değişiklikler de oluyordu. Grip oluyordum; geniz akıntısı ve sinüzit sesimi olumsuz etkiliyordu. Boğazımda gıcık hissi oluyordu ve sesimin parlaklığını kaybediyordum. Filiz Hocam her zamanki gibi destekleyici tavrını bırakmıyor, inancımı yitirmemem için çabalıyordu. Bir süre sonra Filiz Hoca, artık sesimi düzgün duyduğunu, ama doktor görmeden karar veremeyeceğimizi söyledi.

İlk çalışmadan bu yana 11 ay geçmişti. Kontrole gitme vakti gelmişti. Bu sefer daha çok umutla Kürşat Bey’in kapısını çaldım. Muayene sonrasında, “Ameliyatlık bir durum kalmamış, hocanızın ellerine sağlık.” dedi. Mutluluktan uçuyordum! Sonra doktor bana: “Günlük hayatınızda nasıl hissediyorsunuz? Rahatsız edici bir durum oluyor mu?” diye sordu. “Hayır.” dedim..

  • Peki şarkı söyleyebilir miyim? Şan eğitimi alabilir miyim?
  • Elbette, zaten şan daha da iyileştirecektir.

Emeğinizin karşılığını almak ne demektir bilirsiniz. İşte tam o tatmin ve mutluluğu yaşıyordum. Filiz Hocam’la bu haberi sarılıp zıplayarak kutladık. Derhal şan derslerine başladık. Yeni yürümeye başlayan bir bebeğin titreyen bacakları gibi diyaframım henüz güçsüz ve ses tellerim çabuk yorulabiliyor ama Filiz Hocam bu durumun çok normal olduğunu söylüyor. Bana hep hangi noktadan başladığımızı hatırlatıyor. Bu arada, artık “A” sesini de çıkarabiliyorum. Şan egzersizleri yapıyoruz hatta iki şarkı üzerinde çalışmaya bile başladık.

Ben hep o zorlu günlerde “Ben şarkı dinlemek değil, şarkı söylemek istiyorum.” der, üzülür dururdum. Bu, benim için bir düştü. Değerli hocam Atilla GÜNDOĞDU sayesinde tanıdığım Filiz ÖZAY’ın sonsuz desteği ve büyük emekleriyle benim bu düşüm gerçeğe dönüştü. Binlerce kez teşekkürler. İyi ki varsınız. Düşler gerçeğe…

 

One comment

  • Çok tebrik ediyorum
    Azmin elinden hiç bir şey kurtulmaz
    Çok etkilendim
    Sizi tanıması gerçek bir şans

    Reply

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir